Ads Top




 Böylece modern iktidar ; çocuğu okulla , hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle , askeri orduyla ,suçluyu hapishaneyle kuştarak bireyselleştirmiş , kaydetmiş, sayısal hale getirmiş,egemen olmuştur.Her kişi kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır.            
                                  < One Flew Over the Cuckoo’s Nest ( Guguk Kuşu )>
        Michel Foucault  “Deliliğin Tarihi” Üzerinden sınırlı bir okuma .
Delilik teması  Foucault’un 1961 de yayımladığı “Deliliğin Tarihi” merkezinde kabul edilir. Konuyu  Foucault ve onun eseri üzerinden ele almamın nedeni , filmin alt metni olan ; Delilik teması , biyo-iktidarın insan bedeni ve ruhu ile olan ilşkisi , iktidarın asimile etme , sindirme ,korkutma ve kapatma uygulumalarını  en geniş ve derin biçimde ele almasıdır.  Bu eserin üzerinden çözümleme yapmanın daha  aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum. 


        Michel Foucault  “Deliliğin Tarihi” eserinde;  Meczuplar , tımarhaneler,deneyler ve hekimlerin yanı sıra adını sıkça duyacağımız “Büyük Kapatma” dan bahseder . “toplum(lar) var olduğu sürece toplumdışılar da mutlaka olacaktır ve bunlara çeşitli ad ve sıfatlar takılacaktır; bunlar, kendilerinin seçmedikleri çeşitli toplumsal kompartmanlara yerleştirilecek, tasnif edileceklerdir. Deli de bu"toplumdışı" çehrelerden biridir ve tarihi zorunlu olarak sürecektir. Sürecektir, çünkü toplumun buna ihtiyacı vardır. İnsanların rahatlaması, kuramların varlıklarını kanıtlaması için deli zorunlu bir kişidir.”


        Foucault bu  bölümde delinin "hasta" statüsü­ne terfi etmesini incelemektedir. Bizim çağımız da deliyi bu statü içinde tanımaktadır ve bu terfinin insani açıdan bir devrim oluşturduğusöylenmektedir. Oysa üstadın irdelemeleri yakından izlendiğinde, delinin hasta olarak kabulünden daha önemli olanın, onun nasıl bir hasta olarak kabul edildiğidir. Yani deliyi kuşatan bu yeni kabul, bu yeni kavramsal ve etik çerçeve, hangi ahlâki, tıbbi, toplumsal vb. öngerekçelere ve önbelirlenmişliklere dayandırılmıştır?Başka bir söyleme tarzı içinde, deliyi birlikte kapatıldığı diğer toplumdışılardan soyutlayarak, tımarhaneye tek başına kapatan ve bu bağlamda toplumun kapatılacak yegâne unsuru olarak artık onu gören zihin hali, hangi toplumsallıkların içinde dokunmuştur? "Tımarhanenin Tarihi" olarak da adlandırılabilecek nitelikte olan bu  bölümde, delilerin kapatıldıkları(hapsedildikleri değil, çünkü bu kapatma bir mahkûmiyet kararının sonucu bile değildir; daha doğrusu, mahkûmiyet belli kişiler ve belli peşin hükümler tarafından, önceden verilmiş bir kararın doğrultusunda olmaktadır), hem de artık tek başlarına kapatıldıkları bu kurum, bir anti-toplum manzarasısunmaktadır (aynı zamanda tüm baskı unsurlarıyla birlikte), çünkü Aydınlanma insanı kendini "akıl"ın işlevinde simgeleştirmekte ve kendi hayalini, idealini bu imgenin doğrultusunda kurmaktadır. O halde toplum akıldan, cisimleşmiş akıldan başka bir şey değildir. Akıl bozukluğu ise, tanım gereği toplumun zıddı, onun varlık- olmayan tersidir; yani aklı ve dolayısıyla toplumu tehdit eden unsurdur; o halde kapatılması, ama bunun da hasta statüsü verilerek yapılması gerekir. Çünkü hasta statüsü vermek, delinin ıslah olabilir bir ters varlık olduğu anlamına gelmektedir. Tedavi, deliyi topluma geri vermek için vardır.(Ama bu modelde akıl asla tanımlanmamaktadır.) Veya daha doğrusu, akıl kendini ancak deliliğin zıddında, deliliğin zıddı olarak tanımlayabilmektedir. Öyleyse delilik toplum düzeninin varlığı için gereklidir, çünkü bu düzen kendine ancak negatifinin aynasında kimlik verebilmektedir.


               Foucault kapatma işinin devlet aygıtlarının yanı sıra burjuvanın da işi olduğunu vurgular . Burjuva toplum rahat etsin diye kendinden olmayanı dışlar. Kilise bilinçli bir şekilde genel hastane örgütlenmesinin dışında tutulmakla birlikte -hiç kuşkusuz krallık iktidarı ile burjuvazi arasındaki suç ortaklığı sayesinde ne de bu hareketin dışında kalmamıştır. Kendi Hastane kurumlarını ıslahetmiş,vakıflarının mallarım yeni bir dağılıma tabi tutmuştur; hatta Genel Hastaneninkine çok benzeyen amaçları olan yeni bütünler oluşturmuştur.Zaten Genel Hastane yaşlılık, sakatlık veya hastalık nedeniyle çalışamayanlar için basit bir sığınak olma havasında değil midir; bu kuruluş yalnızca zorunlu bir çalışma atölyesinden daha çok, insanlar tarafından yargılanılmayı hak etmeyen,ancak hapishanenin katılığı içinde terbiye edilebilen belli bir ahlâk"boşluğu"nu cezalandırmakla, düzeltmekle görevlendirilen ahlâki bir kurum görüntüsüne sahip olacaktır. Genel Hastane ahlâki bir statüye sahiptir. Müdürleri işte bu ahlâki görevle yükümlüdürler ve onlara, kendilerine teslim edilenleri baskı altında tutmaları için gereken tüm hukuki aygıt ve malzeme sağlanmaktadır: "Bunlar her tür yönetim, idare, asayiş, yargı, ıslah ve ceza yetkisine sahiptirler";


Film, Jack Nicholson’ın (R.P. McMurphy) şartları daha ağır olan hapishaneden deli numarası yaparak akıl hastanesine  kendini kabul ettirme diyalogları ile başlar . Her ne kadar filmin teması  yoğun karamsarlık içersede, Jack Nicholson’un mükkemmel oyunculuk sergilemesi ,neşeli tavrı, keskin yüz ifadeleri , sisteme karşı direnmesi,  diğer akıl hastalarıyla olan munasebeti  ve diğer akıl hastası kimliğine bürünmüş oyuncularında mükemmel performansı  ile film, başlarda çok keyifli ilerliyor . Özellikle McMurphy’nin hemşire Ratched ile olan çekişmesi akıllara kazınmıştır . Filmde McMurphy’nin hemşireden diğer hastalara daha insani yaklaştığını görürüz. Aslında hemşirenin onlara gerçekten deli muamelesi yapmasını istemez onları normal düşünen bir birey olarak algılar ve onlara öyle davranır .İçeride sessizce duran ve hiçkimsenin sağır diye konuşmadığı  Kılızderiliyle bile o konuşur.  Bence bu filmin en önemli ve güzel yerlerinden biridir.  Çoğunluğun sağlandığı zaman beyzbol maçını izlemek için onay alan McMurphy, herkesin parmağını kaldıracağını düşünür  ama kaldırmazlar çünkü korkutulmuşlardır .
İkinci gün yine beyzbol maçı için oylama yapılmasını ister ve bu sefer korkutulmuş-sindirilmiş hastaların el  kaldırdığını görürüz mükemmel bir sahnedir bu McMurphy sistemi ve Hemşireyi bir anlığına yenmiştir. Fakat yine hastanenin tahakküm edici hemşiresi  bunu kabul etmez-edemez. Ondan bir oy daha ister. McMurphy’nin bu bir oy için çırpındığını görürüz . O oyu da bulur fakat yine hemşire kabul etmez . Zaman doldu der. 



Filmin  eğlenceli  olduğunu  düşündüğüm bir sahne de , Jack Nicholson’un  hastaları kaçırıp tekneye bindirdiği sahedir . Bu sahneyi izlerken aklıma hep Foucault’un " Deliliğin Tarihi" eserinin giriş 
bölümünü oluşturan  “Stultifera Navis” (Deliler Gemisi )  geliyor . Deliler gemisi korkunç birşeydir . Tüm murettabatın dönüşü olmayan bir okyanus yolculuğuna bilinmeze gönderilmesidir.
Neyse ki bizim kahramanların dönüşü vardır. 


Cezalandırma : Filmde elektroşok olayının sadece cezalandırmak için kullanıldığını görürüz .
Tımarhane adli bir mercidir ve ne üzerinde, ne de altında başka herhangi bir adli makam vardır. Sonuncu makam olarak ve hemen yargılamaktadır. Kendi cezalandırma araçlarına sahiptir ve bunları canı nasıl isterse öyle kullanmaktadır.  McMurphy bu ilk cezayı  kolay atlatmaktadır fakat kendini daha rahat hissedeceğini umduğu hastanenin aslında hiç de öyle olmadığının farkına varmaya başlamıştı. Kapatmanın  evrensel boyutlarda tahakküm ettiğini ve ne düzeyde muktedir kılmanın indirgendiğini görmüştü. Hapishane de-Hastane de aynıydı sadece aktörler farklıydı. Bu yüzden Şef’e  gidelim buradan … Kanada’ya gidelim diyordu.
Hastanede  bir kızla ilişkiye giren Billy’nin bu olayın ardına hemşire Ratched  ile olan diyaloğu , filmin belkide özünü açıklayan sahnelerden biridir.  Hemşire ile kekelemden konuşan Billy , hemşirenin ona annesine söyleme tehtidini savurması  Billy’nin kekelemesine sebep olur . Billy bu olayın arkasına bileklerini keserek intihar eder.  


Cezalandırma ikinci kez devreye girecektir  ve çok daha sert . İzleycinin bir türlü kabullenmek istemediği  olan bu son sahnede .  Kendi deyimiyle modern bilimin bir mucizesi olan McMurphy  , zekası ile mikro-iktidarın bir kurumu olan hastaneye  ters düşmüştür ve pratik zekası iktidar tarafından tamamen yok edilmiştir .Daha önce sökmeye çalışıp sökemediği ” En azından denedim” dediği  beton lavabo,  Şef tarafından sökülüp cama atılmıştır.  “Ve yuvadan bir kuş uçmuştur.” 



Alişan ŞAHİN

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.