Ads Top


Vizyon tarihi 5 Ağustos 2016 (1s 57dk)
Yönetmen Nicolas Winding Refn
Oyuncular: Elle Fanning, Jena Malone, Bella Heathcote
Tür Gerilim, Korku

Neon Şeytan’ın konusu oldukça tanıdık aslında: 16 yaşında genç ve güzel bir kız olan Jesse (Elle Fanning) başarılı bir model olma hayaliyle Los Angeles’a taşınır. Kendini beğenmiş, züppe biri (Keanu Reeves) tarafından yönetilen köhne bir motelde yaşamaya başlar. Motel dışındaki vakitlerini modellik için fotoğraf çekimlerine ve ajans bulma işlerine ayıran Jesse’nin sonradan erkek arkadaşı olacak Dean (Karl Glusman) ise bu sektörde başarılı bir fotoğrafçı olma hayalleri kurmaktadır. Bir fotoğraf çekimi sonrası makyözlük yapan Ruby (Jena Malone) ile tanışan Jesse ilk parti davetini de ondan alır. Bu partide sektörün iki başarılı modeli olan Sarah (Abbey Lee) ve Gigi (Bella Heathcoate) ile tanışır. Her ikisi de Jesse’nin doğal güzelliği karşısında büyülenmiştir ve aç kurtlar misali attığı adımları gözlerler. Estetik ameliyatların bir tür bakım olduğuna inanan bu kızlar Jesse’nin güzelliğini epey kıskanmıştır ve onu “Bu senin kendi burnun mu?” gibi soru yağmuruna tutarlar. Modellik dünyası için güzelliğin tek gerçek olduğuna inanan bu kızların güzellik takıntısı ürkütücü boyutlardadır. Jesse ise onların bu sorularına karşılık oldukça doğal ve masum cevaplar vermekle yetinirken fazlasıyla savunmasız gözükmektedir. Fakat sektörün önde gelen ünlü fotoğrafçısıyla (Desmond Harrington) yaptıkları bir fotoğraf çekimi sonrası Jesse’nin modellik kariyeri birden alev alır. Biraz zaman sonra Sarah ve Gigi’nin yaptığı işleri de ellerinden almaya başlar.

‘Güzelliğin her şey değil, tek şey’ olduğuna inanan ünlü moda tasarımcısının (Alessandro Nivola) defilesinde, fonda Cliff Martinez’in saykodelik elektronik müziği eşliğinde, neon ışıklar ve üçgenler arasından sahneye çıkan Jesse; bir nehrin kenarında su içmek için eğilen ve o esnada sudan yansıyan yüzü ve vücudunun güzelliği karşısında büyülenen Narcissus’tur artık. Kendi güzelliği tarafından hipnotize edilerek baştan çıkarılan Jesse nihayetinde ‘onlar’ gibi bir narsiste, ‘neon şeytana’ dönüşmüştür. Biz seyirci ise dünya sinema tarihine geçecek bu muazzam, saykodelik sahne karşısında transa geçmiş, hipnotize edilmiş, soluksuz kalmış, küçük dilimizi yutmuşuzdur. Sonrası, ‘sonrası iyilik güzellik’ demek isterdim şairin dediği gibi elbet; ama sonrası vampirlikten yamyamlığa (cannibalism), nekrofiliden 18.yy’da yaşamış -nam-ı diğer ‘Kanlı Kontes’- Elizabeth Bathory’nin güzelliğini tazelemek için bakire kızların kanıyla banyo yaptığı seanslara denli uzayan bir dizi olaylar silsilesi. Ezcümle, ben ne dersem diyeyim mutlaka izlenmesi ve deneyimlenmesi gereken bir film bu film.

1 yorum:

Blogger tarafından desteklenmektedir.